Mavi Vatan’dan Hint Okyanusu’na: Pusula Kimin Elinde?
Kendi kıyılarımızda sessizliğe gömülürken, okyanus ötesinde neyin peşindeyiz?
Haritayı masaya serdiklerinde parmakları artık Antalya Körfezi’nde değil, Aden Körfezi’nde geziniyor. Bir zamanlar televizyon ekranlarında 'Mavi Vatan' haritaları önünde kılıç kuşananların, bugün Somali açıklarında petrol arama sevdasını anlatırken yüzlerindeki o tuhaf tebessümü görüyor musunuz? Akdeniz’in hırçın sularında hak arama mücadelesi veren o devasa sismik araştırma gemilerimiz, ne ara sessizce limanlara çekildi de rotayı Afrika’nın boynuzuna kırdı?
Dün 'bir damla su vermeyiz' diye yeri göğü inletenlerin sesi, bugün Hint Okyanusu’nun nemli havasında boğuluyor. Akdeniz’de sondaj kuleleri yükselirken 'egemenlik haklarımızdan asla taviz vermeyiz' diyen o kararlı duruş, yerini uzak diyarlarda macera arayan bir belirsizliğe bıraktı. Kendi evimizin bahçesindeki defineyi aramaktan vazgeçip, komşunun çok uzağındaki tarlada rızık peşine düşmek hangi stratejik aklın ürünüdür?
Somali ile yapılan enerji anlaşması kağıt üzerinde parlak görünüyor olabilir. Petrol, doğalgaz, jeopolitik hamleler... Hepsi kulağa hoş gelen, içi doldurulması zor kavramlar. Ancak asıl soru şu: Akdeniz’de Yunanistan ve Güney Kıbrıs, Avrupa Birliği’ni de arkasına alıp her gün yeni bir mevzi kazanırken, biz neden demiri Somali’ye attık? Kendi kıta sahanlığımızda sismik araştırma yapamaz hale mi geldik, yoksa birileri 'Akdeniz’den elinizi çekin' dedi de biz mi duymadık?
Geçen hafta eski bir denizci dostumla Kadıköy’de bir çay ocağında oturduk. Gözleri hâlâ o tuzlu suların derinliğini taşıyan bu adam, cebinden yıpranmış bir harita çıkardı. Parmaklarıyla Meis adasının hemen altını işaret etti: 'Evlat,' dedi, 'burada hakkın varken, orada umudun olmaz. Denizi terk eden, karada da tutunamaz.' Sesi titriyordu ama bu bir korku titremesi değil, bir kırgınlığın dışavurumu gibiydi. İşte o an anladım; mesele sadece petrol ya da doğalgaz değil, mesele bir 'vazgeçişin' üzerini örtme çabasıdır.
Akdeniz’de geri adım attıkça, iç siyasetin malzemesi olan o 'milli ve yerli' gurur incinmesin diye yeni bir hikaye gerekiyordu. Somali, bu hikaye için biçilmiş kaftan. Uzak, egzotik ve kontrol edilmesi zor bir başarı masalı. Oysa biz biliyoruz ki, Antalya’nın Kaş ilçesinden karşı kıyıya baktığında gördüğün o haksız kuşatmayı kırmadan, okyanus ötesinde kurulan hayaller sadece birer seraptır.
Siyaset, bazen başarısızlıkları daha büyük maceralarla örtme sanatıdır. Akdeniz’de yalnızlaştık, dost kaybettik, gemilerimizi limana bağladık. Şimdi Somali’de petrol bulsak bile, bu Akdeniz’deki kaybımızı telafi edecek mi? Yoksa evdeki bulgurdan olurken, Dimyat’a pirince gitmenin modern bir versiyonunu mu izliyoruz?
Pusula şaşmış durumda. Bir geminin rotası, kaptanın sadece hırsına değil, denizdeki gerçeklere de bağlıdır. Bizim gerçeğimiz Akdeniz’dir, Ege’dir. Somali’de atılan o demir, eğer Akdeniz’deki haklarımızdan vazgeçmenin diyetiyle atıldıysa, o zincir bir gün hepimizi boğar. Unutmayın, okyanuslar büyüktür ama vatan, kıyıda başlar.
Burak Deniz
Galatasaray altyapısında oynadı ama profesyonel olamadı. Bu acıyı yazıya çevirdi.