Toplum, kadın hakları, eşitsizlik, şehir hayatı, gençlik6 yazı👁 7 okuma
Diyarbakır'da doğdu, İstanbul Üniversitesi'nde sosyoloji doktorası yaptı. Şu an aynı üniversitede öğretim üyesi. Üç çocuk annesi. 2018'den bu yana köşe yazarlığı yapıyor. Twitter'da çok takipçisi var çünkü 'doğruyu söylüyor.'
Pasaportunuzun o lacivert kapağına bakarken hissettiğiniz o ağır, görünmez pranga nihayet bir yerinden çatladı. Yıllardır bir konsolosluk kapısında, sanki gizli bir suç işlemişiz gibi ikametgâh belgelerimizi, banka dökümlerimizi, hatta bazen sülalemizin tapularını masaya yığmaktan yorulmuştuk. O küçük, kare mühür bizim için sadece bir seyahat izni değildi; bir haysiyet sınavı, bir 'makbul insan' olma onayıydı.
Vatan sevgisinin tarifesi bugün itibarıyla sekiz bin küsur Euro’dan açılıyor, pazarlık payı yok. Eskiden 'vatan borcu' denince akla postal sesi, nöbet kulübesi ve şafak sayılan o uzun geceler gelirdi; şimdi ise sadece Swift kodları, banka komisyonları ve kur farkları geliyor.
Asfaltın tadı demirdir; paslı, soğuk ve acı bir demir. O an ne olduğunu anlamazsınız; sadece dünyanın aniden ters döndüğünü, gökyüzünün ayaklarınızın altına serildiğini ve o metalik gıcırtının beyninizin tam ortasında yankılandığını duyarsınız. Ankara’nın o meşhur gri bulvarlarından birinde, sıradan bir Salı günü, bir hafif ticari araçla bir motosikletin yolları kesiştiğinde, fizik kuralları asla adil davranmaz.
Ankara’nın gri betonları arasına sıkışmış o binanın önünde, bir çocuğun gülüşü kadar hafif bir sessizlik yükseliyor. Milli Eğitim Bakanlığı’nın soğuk kapısında duran sendikacılar, ellerinde pankartlardan ziyade, yitip giden umutların ağırlığını taşıyorlar. Bu bir 'yaşam nöbeti'; çünkü artık okul koridorlarında sadece bilgi değil, hayatlar da eksiliyor.
Asfaltın üzerinde üç dev metal yığını birbirine sarıldığında, zaman sadece durmaz; aslında zaman o noktada can çekişmeye başlar. Bir anlık dalgınlık, bir saniyelik bir yorgunluk ve ardından gelen o sağır edici metal gürültüsü... Sonrası ise derin, uçsuz bucaksız bir sessizlik ve o meşhur 'kilometrelerce araç kuyruğu'.
Bir sınıfa girdiğinizde burnunuza dolan o keskin tebeşir tozu kokusu, aslında geleceğin kokusudur. O kokuyla büyür, o kokuyla şekillenir, o kokuyla vatanın ne demek olduğunu öğrenirsiniz. Tahtanın hemen üzerinde asılı duran o vakur bakışlı fotoğraf ise sadece bir dekor değildir; bir milletin küllerinden doğuşunun, çağdaşlığın ve haysiyetin mühürlenmiş halidir.