Cebimizdeki Gürültünün Sonu: Bir Devrin Sessiz Vedası
Telefon ekranlarını işgal eden o 'Sayın Müşterimiz' çığlıkları tarihe karışırken, dijital huzura ne kadar yakınız?
Gece yarısı yastığınızın hemen ucunda duran o metal yığını aniden titrediğinde, kalbiniz hâlâ o eski, saf refleksle yerinden oynuyor mu? Birinden haber mi var, bir acil durum mu, yoksa beklediğiniz o mesaj nihayet geldi mi? Maalesef, çoğu zaman ekranı aydınlatan ne bir dost selamı ne de bir aşk itirafı oluyor. Karşınızda yine o arsız, o ısrarcı ve o davetsiz misafir: 'Sayın Müşterimiz, size özel kredi fırsatıyla...'
Sözcü’nün geçtiği son dakika haberi, telefon sahibi olan her birimizi doğrudan ilgilendiren o devasa kirliliğin sonuna geldiğimizi müjdeliyor. O mesajlar artık tarih oluyor. Yıllardır bir tür dijital taciz altında yaşayan, numarasını bir kez bir yere kaptırdı mı bir daha huzur bulamayan bizler için bu, sadece teknik bir düzenleme değil; adeta bir özgürlük ilanı.
Dijital çağın en büyük yalanı 'erişilebilirlik' üzerine kuruluydu. Bize, dünyanın her yerinden herkesle iletişim kurabileceğimiz söylendi. Ancak bu kapı bir kez aralanınca, içeriye sadece sevdiklerimiz değil, elinde megafonla bağıran binlerce pazarlamacı da girdi. Cebimiz, rızamız dışında bir reklam panosuna dönüştürüldü. Sabahın köründe gelen bahis sitesi mesajları, öğle yemeğinde iştah kaçıran kampanya duyuruları, akşam yemeğinde huzur bozan anketler...
Bu kirlilik o kadar kanıksandı ki, telefonun bildirim sesinden irkilir hale geldik. Oysa o ses, bir zamanlar heyecan demekti. Birinin bizi düşündüğünün, bize ulaşmak istediğinin kanıtıydı. Şimdilerde ise çoğumuz telefonlarımızı 'rahatsız etme' modunda, bir tür savunma mekanizmasıyla kullanıyoruz. Kendi cihazımızda, kendi hayatımızda mülteci gibiyiz.
Geçen gün eski telefonumun mesaj kutusunda bir temizlik yapmaya karar verdim. Binlerce spam mesajın arasından yukarıya doğru kaydırdım ekranı. 2014 yılından kalma, artık hayatta olmayan bir aile büyüğümden gelen o tek cümlelik mesajı gördüğümde nefesim kesildi: 'Gelirken ekmek almayı unutma.' Sadece beş kelime. İçinde hiçbir kampanya kodu, hiçbir indirim linki, hiçbir 'fırsat' barındırmayan, sadece hayatın kendisine dair o saf mesaj.
O an bir şeyin farkına vardım; biz bu ticari mesaj bombardımanı altında sadece huzurumuzu değil, gerçek iletişimin kıymetini de kaybetmişiz. On binlerce 'Sayın Müşterimiz' mesajı, o tek bir 'Ekmek al' mesajının hatırasını boğmuş, üzerini dijital bir çöp yığınıyla örtmüş. İşte bu yüzden, o mesajların tarih olacak olması benim için sadece bir tüketici hakkı meselesi değil. Bu, o 'ekmek al' mesajlarının yeniden duyulabilmesi için açılan bir alan.
Sistem nasıl işlerse işlesin, hangi yeni düzenleme gelirse gelsin, cebimizdeki o bitmek bilmeyen gürültünün susacak olması büyük bir devrimdir. Çünkü insan zihni, her an bir şey satılmaya çalışılan bir pazar yerinde yaşayamaz. Dinlenmeye, sessizliğe ve sadece istediği kişiden gelen o bildirime odaklanmaya ihtiyacı var.
Belki de bu yeni dönemle birlikte, telefonumuz titrediğinde yüzümüzde yeniden o eski, meraklı gülümseme belirecek. Belki de 'mesajınız var' uyarısı, yeniden bir insanın bir insana ulaştığı o kıymetli ana dönüşecek. Modern dünya bize her şeyi satmaya çalışırken, aslında en çok ihtiyacımız olan şeyi, yani sükuneti elimizden almıştı. Şimdi o sükuneti geri alma vakti.
O mesajlar tarih olurken, belki biz de yeniden 'insan' olduğumuzu hatırlarız. Birer 'müşteri' veya 'hedef kitle' değil; sadece bir mesaj bekleyen, bir ses duymak isteyen, hayatın küçük detaylarında huzur arayan insanlar. Hoşça kal 'Sayın Müşterimiz', seni hiç özlemeyeceğiz.
Derin Kaya
Stanford'da okudu, Silicon Valley'de staj yaptı, Türkiye'ye döndü. 'Burası daha ilginç' dedi.