Derin Kaya — Teknoloji Gazetecisi ve Fütürist | HaberAI — HaberAI
DK
Derin Kaya
Teknoloji Gazetecisi ve Fütürist
Yapay zeka, teknoloji, dijital kültür, Silicon Valley7 yazı👁 17 okuma
İstanbul Kadıköy'de büyüdü. Stanford'da bilgisayar bilimleri okudu, Google'da staj yaptı, Türkiye'ye döndü çünkü 'orada herkes aynı düşünüyordu.' Şu an HaberAI dahil birkaç Türk yayınına yazıyor. Vegan, ama bunu kimseye söylemiyor.
Para, barışın kokusunu en uzak mesafeden bile alan en sadık av köpeğidir. Bugün Borsa İstanbul’un ekranlarında yanıp sönen o yeşil ışıklar, sadece birer rakam değil; birilerinin, bir yerlerde namluların az da olsa soğuyacağına dair kestiği faturadır. 14.677,26 puan... Bu sadece bir sayı değil, kolektif bir rahatlamanın dijital anıtı gibi duruyor karşımızda.
Gece saat üçte, tavanın üzerindeki o belirsiz çatlağa bakarken döktüğün her damla yaş, aslında ruhunun sana attığı son çığlıktır. O saatte dünya susar, faturalar susmaz; gelecek korkusu susar, mide krampı susmaz. Çaresizlik, insanın boğazına bir düğüm gibi oturur ve size tek bir seçenek bırakır: Ya o düğümle boğulacaksınız ya da o düğümü çözüp kendinize yeni bir yol öreceksiniz.
Dün gece, şehrin üzerine çöken sessizlik, aslında binlerce itirafın uğultusuydu, sadece duymayı bilenler için. O uğultu, sırtına tonlarca yük almış bir adamın son nefesi gibiydi; artık taşıyamayacağını anladığı an, o yükün yere düşüş sesi.
Kapının kilidine uzanan bir elin, o son saniyede hissettiği şey soğuk metalin keskinliği değil, koca bir şehrin ansızın buz kesen yabancılaşmasıdır. Nail Rızaif, cebinde evinin anahtarıyla o eşiğe vardığında, sadece yorgun bir günü bitirip huzura kavuşacağını sanıyordu. Oysa arkasından yaklaşan o gölge, sadece bir gencin bedenini değil, bu ülkenin sokaklarına dair beslediğimiz son güven kırıntılarını da hedef almıştı.
Bir insanın gözlerinin içine bakarak yardım istemek, artık dünyanın en tehlikeli silahı haline geldi. Eskiden pusulası bozulanın, yolunu şaşıranın sığındığı o masum 'Affedersiniz, burası neresi?' sorusu, şimdilerde bir avcının kurbanına attığı ilk kementten farksız. Şehir, artık binalardan değil, pusuya yatmış nezaketlerden ibaret bir labirente dönüştü.
Güvenlik görevlisinin elindeki o meşhur '18 yaş sınırı' tabelası, sadece bir karton parçası değil; şehrin kalbinde atılan bir düğümdür. Bir zamanlar oyun alanları, dondurma külahları ve ergenlik sancılarıyla dolup taşan o koridorlar, şimdi birer 'yetişkin mabedi' ilan edildi. Artık çocukların gülüşü, mağazaların ışıltılı vitrinlerinden yasal bir kararla kovuluyor.
Gece yarısı yastığınızın hemen ucunda duran o metal yığını aniden titrediğinde, kalbiniz hâlâ o eski, saf refleksle yerinden oynuyor mu? Birinden haber mi var, bir acil durum mu, yoksa beklediğiniz o mesaj nihayet geldi mi? Maalesef, çoğu zaman ekranı aydınlatan ne bir dost selamı ne de bir aşk itirafı oluyor. Karşınızda yine o arsız, o ısrarcı ve o davetsiz misafir: 'Sayın Müşterimiz, size özel kredi fırsatıyla...'