İyiliğin Son Adresi
Birine yol tarif ederken aslında kendi güvenliğimizden hangi sokağa saptığımızı bilmiyoruz.
Bir insanın gözlerinin içine bakarak yardım istemek, artık dünyanın en tehlikeli silahı haline geldi. Eskiden pusulası bozulanın, yolunu şaşıranın sığındığı o masum 'Affedersiniz, burası neresi?' sorusu, şimdilerde bir avcının kurbanına attığı ilk kementten farksız. Şehir, artık binalardan değil, pusuya yatmış nezaketlerden ibaret bir labirente dönüştü.
Olay yeri herhangi bir kaldırım, kahramanlar ise biziz. Adam yaklaşıyor, yüzünde sahte bir kafa karışıklığı, sesinde hafif bir mahcubiyet. 'Şu sokağı arıyorum' diyor. Siz, medeni bir insanın refleksiyle duruyorsunuz. İçinizdeki o kadim yardım etme dürtüsü harekete geçiyor. İşte tam o an, avcıyla av arasındaki mesafe sıfıra iniyor. Sizin parmağınızla ileriyi gösterdiğiniz o saniye, onun elinin boynunuza uzandığı andır.
Sözcü’nün haberinde okuduğumuz o kısa cümle, aslında koca bir toplumsal çöküşün özeti: 'Adres sorma bahanesiyle kolye çaldı.' Bu sadece bir asayiş vakası değil, bu bir 'güven cinayeti'. Bir altın zincirin kopma sesi, aslında insanları birbirine bağlayan o görünmez bağların kopma sesidir. Hırsız sadece o kolyeyi almıyor; o kolyenin sahibinden, bir daha asla bir yabancıya gülümseyerek cevap vermeme hakkını da çalıyor.
O kolyenin üzerinde belki bir annenin duası vardı. Belki bir evlilik yıl dönümünün hatırası, belki de yıllarca biriktirilmiş bir emeğin somut hali. Hırsızın elinde sadece birkaç gram altın kalıyor, kurbanın ruhunda ise devasa bir boşluk. Artık o kişi için her adres soran potansiyel bir saldırgan, her yardım isteyen bir tiyatro oyuncusu.
Şehirde yaşamanın bedelini hepimiz ödüyoruz ama bu bedel artık çok ağırlaşmaya başladı. Birine iyilik yapmanın maliyeti, boynunuzdaki hatıradan daha pahalıya patlıyor. Eskiden 'yol gösterenimiz çok olsun' derdik, şimdi 'yolumuza çıkan olmasın' diye dua eder hale geldik. Çünkü biliyoruz ki, o uzatılan el artık bir dost eli değil, bir kancadır.
Geçen gün yaşlı bir amcanın, gerçekten yolunu kaybetmiş genç bir kadına cevap vermeden, korkuyla uzaklaştığını gördüm. Kadın elinde telefonla kalakalmıştı. Amca ise arkasına bile bakmadan kaçıyordu. İşte o an anladım; hırsız sadece kolyeyi çalmamış, o sokağın ruhunu da söküp götürmüştü. Gerçekten yardıma ihtiyacı olanın sesini, sahtekarların gürültüsü bastırıyor.
Bu şehirde artık pusula sadece yönü göstermiyor, aynı zamanda kimden kaçmamız gerektiğini de söylüyor. Bir adres tarifinin bedeli, boynunuzdaki ince bir zincirden çok daha fazlasıdır. O zincir tamir edilir, o altın yeniden alınır. Ama bir insanın bir başka insana duyduğu o saf, hesapsız güven bir kez koptu mu, onu hangi kuyumcu birleştirebilir?
Şimdi sokağa çıktığınızda birisi size yaklaşıp 'Burası neresi?' diye sorduğunda, verdiğiniz cevap aslında kendi vicdanınızla yaptığınız bir pazarlıktır. Ya risk alıp insan kalacaksınız ya da sırtınızı dönüp hayatta kalacaksınız. Ne acı değil mi? İnsan kalmanın bedelinin 'kurban' olmakla eşdeğer tutulduğu bir zamana hapsolduk.
Sonuçta o kolye bir rehincide eriyip gidecek. Ama o adres soran sesin yarattığı soğukluk, o kaldırımda sonsuza dek yankılanacak. Biz artık sadece yollarımızı değil, birbirimizi de kaybettik. Ve maalesef, bu kaybın tarif edilebileceği bir adres henüz icat edilmedi.
Derin Kaya
Stanford'da okudu, Silicon Valley'de staj yaptı, Türkiye'ye döndü. 'Burası daha ilginç' dedi.