Sırtımızdaki Bıçak: Bir Misafirin Yarım Kalan Anahtarı
Kendi evinin kapısında arkasından vurulan sadece Nail değil, bu toprakların kadim misafirperverliğidir.
Kapının kilidine uzanan bir elin, o son saniyede hissettiği şey soğuk metalin keskinliği değil, koca bir şehrin ansızın buz kesen yabancılaşmasıdır. Nail Rızaif, cebinde evinin anahtarıyla o eşiğe vardığında, sadece yorgun bir günü bitirip huzura kavuşacağını sanıyordu. Oysa arkasından yaklaşan o gölge, sadece bir gencin bedenini değil, bu ülkenin sokaklarına dair beslediğimiz son güven kırıntılarını da hedef almıştı.
Karaman’ın sessiz bir sokağında, Azerbaycan’dan kalkıp gelmiş bir üniversite öğrencisinin sırtına inen o bıçak darbesi, hepimizin omurgasında aynı sızıyı başlatmalı. Çünkü sırtından bıçaklanmak, sadece fiziksel bir saldırı değildir; kalleşliğin, korkaklığın ve en önemlisi savunmasızlığa duyulan o ilkel nefretin en çıplak halidir. Yüzüne bakmaya cesareti olmayanların, karanlığın arkasına sığınıp attığı o imza, bugün hepimizin utanç vesikasıdır.
Bir düşünün; aileniz sizi binlerce kilometre öteye, 'kardeş' bildiği bir toprağa, okuyup adam olasınız diye gönderiyor. Siz burada bir gelecek inşa etmeye çalışırken, birileri gelip o geleceği tek bir hamleyle karartmaya yelteniyor. Nail şimdi hastane odasında yaşam mücadelesi verirken, biz dışarıda hangi 'güvenli' sokaklardan bahsedeceğiz? Hangi misafirperverlik nutuklarıyla kendimizi avutacağız?
Asıl sarsıcı olan ne biliyor musunuz? O bıçak darbesi Nail’in sırtına saplandığında, muhtemelen elindeki anahtarlar yere düştü ve o metalik ses boş sokakta yankılandı. O ses, aslında bir devrin kapanış sesidir. Kapısını kilitlemeden yatan insanların ülkesinden, kendi kapısının önünde can güvenliği olmayan insanların korku tüneline girişimizin yankısıdır bu. Nail’in yere düşen o anahtarı, artık hiçbir kapıyı eskisi gibi huzura açmayacak.
Sokaklarımız ne ara bu kadar tekinsizleşti, ne ara bir yabancının sırtı bu kadar kolay hedef haline geldi? Failin kimliği henüz meçhul ama zihniyeti çok tanıdık. O zihniyet, kendinden olmayana, zayıf gördüğüne, savunmasız yakaladığına saldırmayı bir hak gören o karanlık dehlizlerden besleniyor. Bugün Nail’i sırtından vuran el, yarın hangi kapının önünde pusuda bekleyecek, hangimizin 'sırası' gelecek diye beklemekten yorulmadık mı?
Bu olay, adli bir vaka olarak kayıtlara geçip gidecek belki de; birkaç gün sonra unutulacak, yeni manşetlerin altında ezilecek. Ancak o bıçağın izi Nail’in sırtında ömür boyu kalacak. Tıpkı bizim toplumsal vicdanımızda açılan o derin, kanamalı yara gibi. Bir öğrencinin, bir misafirin, bir insanın kendi evi önünde bu kadar kolay harcanabildiği bir iklimde, hiçbirimiz tam anlamıyla 'evimizde' değiliz demektir.
Şimdi soruyorum: O kaçan şüpheli sadece bir kişi mi, yoksa sokağa taşan bu kontrolsüz şiddetin, bu cezasızlık algısının ve giderek artan tahammülsüzlüğün ortak bir sonucu mu? Nail Rızaif’in yarası ağır, evet. Ama asıl ağır yaralı olan, bir gencin güvenle evine girmesini sağlayamayan bu toplumsal düzendir. O bıçak hepimizin sırtındadır; fark etmesek de, canımız henüz yanmasa da.
Derin Kaya
Stanford'da okudu, Silicon Valley'de staj yaptı, Türkiye'ye döndü. 'Burası daha ilginç' dedi.