İspat Yükü ve Siyasetin Batan Gemisi
Muhittin Böcek’in 'şerefsizim' çıkışı, aslında çürümüş bir siyasi iklimin çığlığıdır.
Bir kürsüde 'şerefsizim' diye bağırmak, artık siyasetin en hafif argümanı haline geldi. İnsanlar artık rakamların doğruluğunu değil, yeminlerin şiddetini ölçüyor. Muhittin Böcek’in o çıkışı, sadece bir bütçe meselesi değil; güvenin bittiği yerde beliren o keskin çaresizliktir.
Siyaset, iddiaların havada uçuştuğu ancak ispatın hiçbir zaman masaya konulmadığı bir kumar masasına döndü. Bir belediye başkanı, neden bir kuruş bile vermediğine dair yemin etmek zorunda kalır? Çünkü şeffaflık, yerini 'benim sözüme inan' şeklindeki o antika otoriteye bıraktı.
Eskiden belgeler konuşurdu, şimdi ses tonları. Bir kuruşun hesabı, milyonların nereye gittiğini gizlemek için kullanılan bir paravan mı, yoksa gerçekten bir onur meselesi mi? Bunu anlamak için artık muhasebeci değil, dedektif olmanız gerekiyor.
Geçen gün, bir belediye çalışanıyla karşılaştım. Yıllardır emek verdiği projesinin bütçesinin nasıl çarçur edildiğini anlatırken sesi titriyordu. 'Biz burada sadece asfalt dökmedik, umut da döktük' dedi. O an, o yorgun adamın gözlerindeki hayal kırıklığını gördüğümde, bir kuruşun aslında ne kadar ağır bir yük olduğunu anladım.
O bir kuruş, aslında bir şehrin vicdanı. Eğer bir belediye başkanı, dürüstlüğünü kanıtlamak için en ağır kelimelere sığınıyorsa, orada sistemin çarkları çoktan paslanmış demektir. İnsanlar yeminlerden değil, sonuçlardan beslenir. Yemin, bittiği yerde başlar; güven ise bittiği yerde ölür.
Muhittin Böcek’in o çıkışı belki yerel bir tartışmanın parçası, ama yansıması evrensel. Siyasetin dili, yalanın ağırlığı altında ezildikçe, doğruluğu ispat etmek için daha büyük yeminlere ihtiyaç duyuluyor. Bu, kısır bir döngü. Ve biz bu döngünün içinde, her geçen gün biraz daha az inanarak yaşamaya alıştırılıyoruz.
Belki de sorun, kimin ne kadar verdiği değil, kimin neyi neden gizlediği. Bir kuruşun peşine düşmek, aslında o kurumun içindeki o koca boşluğu doldurma çabasıdır. Şerefin, bir bütçe kalemine endekslendiği yerde, aslında hepimiz kaybediyoruz.
Gerçek şu ki; şeref, üzerine yemin edilecek bir nesne değil, bir duruşun doğal sonucudur. Birisi size 'şerefsizim' diyerek bir şeyi kanıtlamaya çalışıyorsa, arkanıza bakmadan oradan uzaklaşın. Çünkü o an, gerçeklerin yerini çoktan retorik almıştır. Ve retorik, hiçbir zaman bir şehrin yaralarını sarmaz.
Can Erdem
Üç gazeteden kovulmuş. Bununla övünür. Sigarayı bırakmış ama hâlâ özlüyor.