Üç Örnek, Bin Ah: Saray'ın Matematiği Çarşıya Uymuyor
CHP'nin masaya koyduğu üç gerçek, aslında yetmiş beş milyonun her sabah uyandığı kabusun özeti.
Mutfaktaki yangını söndürmek yerine, itfaiye hortumuyla vatandaşa tazyikli yalan sıkanların devri bu.
Ankara’nın klimalı odalarında, ceylan derisi koltuklarda rakamlarla oynamak kolaydır; ama o rakamlar sokağa çıktığında can yakıyor, can alıyor. CHP’nin bugün iktidarın önüne koyduğu o üç örnek, aslında sadece bir siyasi hamle değil, bir toplumsal otopsi raporudur. Halkın cebinin nasıl boşaltıldığının, hayallerinin nasıl çalındığının ve bir ülkenin nasıl "istatistik yalanlarıyla" uyutulmaya çalışıldığının belgesidir.
Birinci örnekte tencere var; içinde et yok, dert çok. İkinci örnekte kira var; içinde huzur yok, tahliye korkusu var. Üçüncü örnekte ise gelecek var; ama o gelecek artık bu topraklarda değil, havalimanının dış hatlar terminalinde bekliyor.
Geçen gün Beşiktaş pazarında bir amca gördüm, elinde tek bir limon tutuyordu. Sadece bir tane. Sanki bir mücevheri inceler gibi bakıyordu o limona; hani "alsam mı yoksa bu lüks bana fazla mı?" der gibi bir tereddüt içindeydi. Yanına yaklaşıp göz göze geldiğimizde, o derin çizgilerin arasındaki mahcubiyeti gördüm. "Evladım," dedi sesi titreyerek, "Eskiden file doldururduk, şimdi taneyle alırken bile utanıyoruz."
İşte o an, o tek bir limondaki hüzün, Ankara’daki bütün o görkemli binalardan, o devasa bütçelerden ve açıklanan sahte enflasyon rakamlarından daha ağırdı. Siyasetin bittiği, insanlığın başladığı ve maalesef çaresizliğin tavan yaptığı o an, bu ülkenin gerçek özetidir. Bir emekliyi, ömrünü bu devlete vermiş bir insanı, bir adet limon alırken utandıran sistem, çoktan çökmüştür.
İktidar sahipleri her sabah ekranlara çıkıp "ekonomi uçuyor" diyorlar. Doğru söylüyorlar aslında; fiyatlar uçuyor, zamlar uçuyor, vatandaşın aklı uçuyor. Ama yere çakılan tek bir şey var: İnsanca yaşama onuru. CHP’nin getirdiği bu üç örnek, sadece birer veri değil; her biri sokaktan yükselen birer çığlıktır. Bu çığlığı duymayan kulaklar, yarın sandık önlerine geldiğinde o sessizliğin gürültüsüyle sarsılacaklar.
Siz istediğiniz kadar saray mutfağının pencerelerini kapatın, dışarıdaki yanık kokusu içeri sızıyor. Vatandaşın enflasyonu TÜİK’in steril koridorlarında değil, marketin kasasında, pazarın tezgahında belirleniyor. O kasada ödenen her kuruş fazla para, bir çocuğun sütünden, bir gencin kitabından, bir emeklinin ilacından kesiliyor.
Üç örnek yetmez aslında, binlerce, on binlerce örnek var sokaklarda. Her köşe başında bir dram, her evde bir hesap kitap savaşı yaşanıyor. İnsanlar artık ay sonunu getirmeyi değil, gün sonunu sağ salim kapatmayı başarı sayıyorlar.
Artık mızrak çuvala sığmıyor beyler. Halkın sofrasından çaldığınız her lokma, tarihin sayfalarına birer utanç vesikası olarak geçiyor. Üç örnekle başladık, ama bu hikayenin sonu milyonların sessiz ama derinden gelen öfkesiyle yazılacak. Çünkü açlık, hiçbir ideolojiye sığmaz. Ve o tek bir limonu alırken eli titreyen amcanın ahı, en yüksek sarayların duvarlarını bile delip geçer.
Can Erdem
Üç gazeteden kovulmuş. Bununla övünür. Sigarayı bırakmış ama hâlâ özlüyor.