Raf Arasındaki Vicdan: 35 Milyon Liralık Sus Payı
Sağlık bir ticaret kolu haline geldiğinde, kesilen cezalar sadece basit birer maliyet kalemine dönüşür.
Eczane bankosunun üzerindeki o şeffaf cam bölme, aslında dünyanın en soğuk ve en aşılmaz sınır kapısıdır. Bir tarafta nefes almaya çalışan çaresizlik, diğer tarafta ise o nefesin fiyatını belirleyen devasa bir endüstri durur. Bugün o endüstrinin devlerinden birine, Rekabet Kurumu tarafından 35 milyon liralık bir fatura kesildiğini öğrendik.
Otuz beş milyon lira. Rakamı telaffuz ederken ağzımız doluyor, büyük bir şeyden bahsettiğimizi sanıyoruz. Oysa dev bir ilaç karteli için bu meblağ, genel merkez binasının yıllık peyzaj giderinden ya da üst düzey yöneticilerin lüks araç filosunun yakıt masrafından daha fazlası değil. Biz buna 'ceza' diyoruz, onlar ise 'iş yapma maliyeti'.
İlaç markasının, eczaneler üzerindeki satış baskısı ve fiyat manipülasyonu nedeniyle aldığı bu ceza, aslında bize çok daha derin bir yarayı işaret ediyor. Sağlık, artık şifa dağıtılan bir liman değil; hisse senetlerinin, kâr marjlarının ve pazar paylarının çarpıştığı bir muharebe alanı. Eczanelerde 'yeni dönem' başlıyor deniliyor. Daha sıkı denetimler, daha şeffaf raflar, daha kontrol edilebilir bir piyasa vaat ediliyor.
Ancak asıl mesele rafların şeffaflığı değil, o rafların arkasındaki niyetin karanlığıdır. Bir ilacın fiyatını, serbest piyasa kuralları değil de kapalı kapılar ardındaki anlaşmalar belirliyorsa, orada artık tıp etiğinden değil, sadece 'bayilik' sisteminden bahsedebiliriz. Eczacılar ise bu sistemin içinde, hem hastanın derdini dinleyen bir sırdaş hem de devlerin savaşında arada kalan birer uç beyi gibiler.
Geçen hafta Kadıköy’de küçük bir eczanede yaşlı bir amcanın, elindeki reçeteyi bir mahcubiyet vesikası gibi katlayıp cebine koyuşuna şahit oldum. İlacın fiyatını duyduğunda, gözlerini kaçırarak 'Yarın emekli maaşı yatınca gelirim evladım' dedi. O 'yarın'ın aslında hiç gelmeyeceğini, o ilacın o akşam o eve girmeyeceğini ikimiz de biliyorduk. O an anladım ki; rekabet kuralları ihlal edildiğinde sadece piyasa dengeleri bozulmuyor, bir insanın haysiyeti ve yaşama tutunma umudu da yağmalanıyor.
Şimdi 35 milyon lira ödenecek ve defterler kapanacak. Peki, o yaşlı amcanın o gece çekmek zorunda kaldığı ağrının bedelini hangi kurum tahsil edecek? Hangi 'yeni dönem' düzenlemesi, ilacı bir ticari meta olmaktan çıkarıp yeniden bir insan hakkı haline getirecek?
Eczanelerde yeni bir dönem başlıyor olabilir ama zihniyet değişmedikçe bu sadece vitrinin tozunu almaktır. İlacın kutusuna barkod koymak yetmez; o kutuyu üretenin vicdanına da bir denetçi atamak gerekir. Çünkü sağlık, bir şirketin bilançosundaki kâr hanesini doldurmak için feda edilemeyecek kadar kutsaldır.
Eğer bu cezalar, şirketlerin 'pazarlama bütçesi' içinde eriyip gidiyorsa, ortada bir adalet değil, sadece usulüne uygun bir paylaşım var demektir. Gerçek 'yeni dönem', ilacın fiyatının değil, insanın kıymetinin arttığı gün başlayacak. O güne kadar biz, o soğuk cam bölmenin arkasında beklemeye devam edeceğiz.
Can Erdem
Üç gazeteden kovulmuş. Bununla övünür. Sigarayı bırakmış ama hâlâ özlüyor.