Turnikede Kırılan Zincir: Bedava Biletin Ağır Yükü
Yirmi ay boyunca basılmayacak o kartlar, aslında bir şehrin vicdanını mı tartıyor?
Otobüs şoförüyle göz göze geldiğinizde artık o tanıdık, ezik suçluluk duygusunu hissetmeyeceksiniz; çünkü o turnike artık bir giyotin değil, sadece bir geçit. Şehir hayatının en gaddar sesi olan o 'yetersiz bakiye' uyarısı, önümüzdeki yirmi ay boyunca bu sokaklarda yankılanmayacak. 20 ay, yani tam 600 gün sürecek bir sessizlik bu.
Bir sabah uyanıyorsunuz ve her gün cebinizden sökülüp alınan o küçük meblağın artık yerinde kaldığını görüyorsunuz. İlk başta bir hata olduğunu, sistemin çöktüğünü ya da birilerinin sizinle şaka yaptığını sanıyorsunuz. Ama hayır, haber gerçek: Toplu taşıma artık ücretsiz.
Sözcü’nün manşetine düşen bu haber, sadece bir ekonomi müjdesi değil, aslında bir sosyoloji laboratuvarının kapılarını aralıyor. Bizim gibi her kuruşun hesabını yaparak yaşayan bir toplumda, 'bedava' kelimesi sadece bir sıfat değil, bir can simididir. Hele ki bu süre yirmi ay gibi, bir insanın hayatında devrim yapabilecek kadar uzunsa.
Geçen gün durakta beklerken, elinde pazar filesiyle titreyen bir teyze gördüm. Kartını makineye okuturken sanki bir günah işliyormuş gibi etrafına bakıyordu. Makine ötmeyince, yeşil ışık yanınca duraksadı. Şoföre 'Evladım, basmadı bu' dedi. Şoför gülümseyerek, 'Teyze, artık basmayacak, geç otur' dediğinde kadının gözlerinde gördüğüm o ifadeyi unutamıyorum.
İşte o an anladım; o teyze için bedava olan sadece otobüs yolculuğu değildi. O an bedava olan, evinden çıkıp iki durak ötedeki parka gidebilme özgürlüğüydü. Parası yetmediği için gidemediği, her kuruşunu ekmek parasına eklediği o yol, artık ona aitti. Devletin ya da belediyenin sunduğu bu imkan, aslında bir kadının dünyasını genişletmişti.
Şehirli insan için toplu taşıma, damarlarda dolaşan kan gibidir. Eğer o kanın akışı pahalıysa, vücut yavaşlar, sosyal hayat felç olur, insanlar evlerine hapsolur. 20 ay sürecek bu uygulama, sadece öğrencilerin ya da dar gelirlilerin cebini rahatlatmayacak. Bu, şehrin her hücresine taze oksijen pompalayacak.
Tabii, madalyonun diğer yüzünde o meşhur soru asılı duruyor: 'Peki, bunun parasını kim ödüyor?' Hiçbir şey gerçekten bedava değildir, biliyoruz. Bir yerlerde birileri bu faturayı üstleniyor. Ama bazen, toplumsal huzurun faturası, bir otobüs biletinden çok daha ucuza gelebilir. İnsanların işine giderken, okuluna yetişirken ya da sadece bir dostunu görmeye giderken o 'bakiye' stresini yaşamaması, şehrin genel gerginliğini bir nebze olsun düşürecektir.
Bu yirmi ay boyunca sokaklar daha kalabalık olacak, parklar daha dolu, belki de yüzler bir parça daha güleç. Çünkü mobilite, yani hareket kabiliyeti, modern dünyada insan onurunun bir parçasıdır. Bir yerden bir yere gidemeyen insan, olduğu yere mahkumdur.
Şimdi o plastik kartları cüzdanınızın en derin köşesine saklayın. Turnikeden geçerken başınızı dik tutun. Belki de ilk kez, bu şehrin sizin olduğunu, yolların sadece parası olana değil, herkese açık olduğunu hissedeceksiniz.
Umarım bu yirmi ayın sonunda, sadece cüzdanlarımız değil, birbirimize olan bakışımız da biraz daha hafiflemiş olur. Çünkü bazen en büyük yük, ödemek zorunda olduğumuz o küçük bedellerin birikmesidir.
Can Erdem
Üç gazeteden kovulmuş. Bununla övünür. Sigarayı bırakmış ama hâlâ özlüyor.