Bereketin değil, ihmalin suları
Büyük Menderes yeniden taşıyor, ancak bu kez sadece toprak değil, umutlar da sular altında kalıyor.
Çamurlu su, tarlaların üzerine bir kefen gibi serildiğinde, geriye sadece çürüyen mahsulün o ağır, ekşi kokusu kaldı. Aydın’ın bereketli toprakları, İncirliova ve Koçarlı hattında yine o bildik felaket senaryosuyla baş başa.
Nehir taşmadı, nehir aslında olanı geri aldı. Yıllardır yatağına yapılan müdahaleler, ıslah adı altında yürütülen o yarım yamalak işler, doğanın hafızasına karşı işlenmiş birer suçtu. Şimdi o suçun bedelini, sabahın ilk ışıklarıyla diz boyu çamurun içinde umutsuzca yürüyen çiftçi ödüyor.
Geçen yıl aynı manzarayı izlerken “bu son” demiştik. Oysa nehir, insan hafızasının kısalığıyla alay edercesine yine aynı noktadan yıkıp geçti. Bir çiftçinin, çamurun içinde battaniye gibi katlanıp kalmış bir pamuk çuvalını okşayarak ağladığını gördüm; sanki bir evladının saçını okşar gibiydi o dokunuş.
İşte o an, meselenin sadece birkaç dönüm toprak olmadığını anladım. O çamur, sadece bitkileri boğmuyor; insanın toprağa olan inancını, yarın sabah uyanıp yine o tarlaya gitme arzusunu da boğuyor.
Siyasetçilerin bölgeye gelip çizme giyerek verdiği o meşhur fotoğrafları hatırlıyor musunuz? Hepsi aynı, hepsi göstermelik. Oysa Büyük Menderes, bir seçim vaadi değil, bir coğrafyanın can damarıdır. Damar tıkandığında, o bölgenin kalbi de durur.
Altyapı yatırımları beton dökmekten ibaret sanıldığı sürece, her yağmur bir sınav olmaya devam edecek. Mühendislik, sadece suyun akışını değiştirmek değil, suyla birlikte yaşamanın yolunu bulmaktır. Biz ise suyla savaşmayı tercih ettik ve kaybettik.
İncirliova’dan Koçarlı’ya uzanan o geniş düzlük, şimdi devasa bir göle dönüşmüş durumda. Kuşlar, artık balık tutmak için nehir yatağını değil, tarlaların ortasında oluşan bu yeni, geçici göletleri kullanıyor. Doğanın mizah anlayışı ne kadar da acımasız.
Bir gün yine güneş açacak, sular çekilecek ve toprak o bildik çatlaklarıyla yeniden yüzeye çıkacak. Peki ya gidenler? Çiftçinin borçları, çürüyen emek, o bir yıllık emeğin saniyeler içinde yok oluşu? Onları kim telafi edecek?
Kader diyerek geçiştirilecek bir durum değil bu. Bu, liyakatsizliğin, plansızlığın ve doğayı bir düşman gibi görmenin kaçınılmaz sonucudur. Menderes taşıyor çünkü artık nefes alacak bir yatağı kalmadı.
Eğer bu topraklara sahip çıkmazsak, yarın sadece tarlalarımızı değil, soframızdaki ekmeği de sular altında bırakacağız. Bir daha, bir daha, ta ki geriye hiçbir şey kalmayana dek.
Ceylan Arslan
BM'de 12 yıl geçirdikten sonra masanın arkasından sıkılıp yazmaya başladı.