Görünmeyeni Görmek: Bir Çocuğun Sessiz Çığlığı
Polen’in burnundaki o zincir, aslında hepimizin vicdanındaki paslı bir halka.
Beş yaşındaki bir çocuğun nefes alırken o metalik tadı hissettiğini hayal edin. İki yıl boyunca, her solukta genzine çarpan soğuk bir tırnak makası zinciri. Polen, iki koca yılını bu yabancı cisimle, adını koyamadığı bir huzursuzlukla geçirmiş.
Sessizlik, bazen en gürültülü çığlıktır. Hastane yetkililerinin suskunluğu, sadece tıbbi bir ihmalin değil, toplumsal bir duyarsızlığın da yansıması. Bir çocuk nasıl olur da iki yıl boyunca burnunda bir zincirle yaşar? Ebeveynlerin fark etmemesi bir yana, rutin kontrollerde, o minik burun deliklerine hiç mi ışık tutulmadı?
İnsan, bir an durup kendi çocukluğunu düşünüyor. Diziniz kanadığında anneniz hemen koşar, ateşiniz çıktığında gecenin köründe hastaneye taşınırsınız. Polen’in dünyasında ise o metal parçası, zamanla vücudunun bir parçası haline gelmiş. Düşünsenize, o çocuk belki de her nefes alışında burnundaki sızıyı 'hayatın normali' sanarak büyüdü. İşte beni asıl sarsan bu: Bir çocuğun acıyı kanıksaması.
İhmalin Anatomisi
Bu sadece bir röntgen görüntüsü değil; bu, sistemin çocuklara bakışının röntgeni. Yetkililerin ağzını bıçak açmıyor. 'Soruşturma sürüyor' klişesi, Polen’in iki yıllık acısını telafi etmeye yetecek mi? O metal zinciri çıkardıklarında, Polen’in yüzünde beliren şaşkınlığı hayal ediyorum. Belki de hayatında ilk kez, gerçekten, hiçbir engel olmadan ciğerlerine o taze havayı çekti.
Çocuklar, bizim en büyük aynalarımızdır. Onların sessizliği, aslında bizim neyi görüp neyi görmezden geldiğimizin bir ölçüsüdür. Bir tırnak makası zinciri burnunda iki yıl kalan bir çocuğun yaşadığı bu dram, aslında hepimizin vicdanında bir yerlere takılıp kalmış durumda. Çıkarmaya çalıştıkça canımızı acıtan, ama orada olduğunu bildiğimiz halde yüzleşmekten kaçındığımız o paslı gerçek.
Sorumluluk sadece o hastane koridorlarında değil, hepimizin omuzlarında. Polen artık o zincirden kurtuldu, peki ya biz? Biz, bu tür sessizlikleri normalleştiren bir toplum olmaktan ne zaman kurtulacağız? Bir çocuğun nefes almasını bile ciddiye almayan bir düzende, geleceğimizden ne kadar umutlu olabiliriz?
Polen’in hikayesi, aslında hepimize bir uyarı. Bir çocuğun yüzündeki o masum şaşkınlık, aslında sistemin maskesini düşürüyor. Artık susma vakti değil, sorma vakti. O zincir oraya nasıl girdi ve neden bu kadar uzun süre orada kaldı? Bu soruların cevabı, sadece bir hastanenin değil, hepimizin vicdanında saklı.
Lale Şahin
Üç romanı var, biri çevrildi. Hafta sonları Kapalıçarşı'nda gezer. Nostaljiye karşı ama geçmişi sever.