Toprağın Vefa Borcu: 20 Tonluk Bir Özür
Altmış beş yıl boyunca bu memleketin tozunu yutanlara, bir avuç hasadı çok gören dünya utansın.
Toprak, insanın yüzündeki kırışıklıkları tanıdığında cömertleşir; o yüzden en bereketli hasat, en yorgun ellere gidendir.
Bugünlerde bir haber düşüyor ajanslara: 20 ton hasat bekleniyor ve bu mahsul 65 yaş üzerindeki vatandaşlara ücretsiz dağıtılacak. İlk bakışta bir belediyecilik faaliyeti, bir sosyal yardım projesi gibi duruyor. Ama biraz derine kazınca, o toprağın altından başka bir hikâye çıkıyor.
Bizim buralarda yaşlanmak, yavaş yavaş görünmezleşmektir. Saçlar ağardıkça, sesin desibeli düştükçe toplumun kalabalığında bir gölgeye dönüşürsünüz. Emekli maaşı kuyruklarında, otobüslerin en ön koltuklarında veya parklardaki o meşhur banklarda birer 'istatistik' olarak kalırsınız.
İşte bu 20 tonluk hasat, o istatistiğe itiraz ediyor. Bu sadece meyve, sebze ya da zeytin değil; bu, 'Sizi gördük, buradasınız ve size borçluyuz' demenin bir yolu. Toprağın kendi çocuklarına ödediği bir vefa borcu.
Geçen gün mahalledeki manavın önünde duran yaşlı bir amcayı izledim. Elindeki poşetin ağırlığından çok, içindeki meyvenin fiyatına bakarken omuzlarının nasıl çöktüğünü gördüm. Omuzlarındaki o yük, sadece ekonomik değil; bir ömür çalışıp çabaladıktan sonra, dalından kopan bir meyveye uzanırken tereddüt etmenin verdiği o ağır haysiyet sancısıydı.
Şimdi o amcaya, 'Bu senin hakkın, toprağın sana hediyesi' dendiğinde, omuzlarındaki yükün 20 ton hafifleyeceğini biliyorum. Çünkü mesele hiçbir zaman sadece karnın doyması olmadı. Mesele, hatırda kalmak.
Şaşırtıcı olan ne biliyor musunuz? Bu dağıtım sırasında yaşanan o tuhaf, sessiz anlar. Bir amca, kendisine uzatılan paketi alırken görevlinin elini sıkmıyor, paketi göğsüne bastırıyor. Sanki gelen şey bir gıda kolisi değil de, yıllar önce kaybettiği bir dostundan gelen mektupmuş gibi.
O an anlıyorsunuz ki, 65 yaş üstü dediğimiz o 'kategori', aslında bu ülkenin hafızasıdır. Onlara ücretsiz dağıtılan her bir gram mahsul, aslında bizim kendi hafızamıza yaptığımız bir yatırımdır. Unutmadığımızı kanıtlama çabasıdır.
Modern dünya bize her şeyin bir bedeli olduğunu öğretti. 'Bedava peynir sadece fare kapanında olur' dediler. Ama toprak öyle demez. Toprak, emek verene, sabredene ve en çok da yaşlanana karşı her zaman daha dürüsttür. O, üzerine basıp geçene değil, kendisiyle hemhal olana verir meyvesini.
20 ton. Rakam büyük görünebilir ama bu memleketin yaşlılarının gönül kırıklıklarını yamamaya yetmez. Yine de bir başlangıçtır. Bir 'merhaba', bir 'nasılsın', bir 'hakkını helal et' deme biçimidir.
Belediye koridorlarında, soğuk ofislerde alınan bu kararın, bir evin mutfak masasında yaratacağı o sıcaklığı hayal edin. Bir teyzenin, o mahsulden yaptığı yemeği komşusuna uzatırken duyacağı o gururu düşünün. 'Bunu bana devletim gönderdi, toprağım gönderdi' demenin verdiği o aidiyet hissi, market raflarındaki hiçbir etikete sığmaz.
Biz genç kalmanın kutsandığı, yaşlılığın ise bir 'hata' gibi algılandığı bir çağın çocuklarıyız. Ekranlarda kırışıklık giderici kremler, daha hızlı koşanlar, daha çok kazananlar alkışlanırken; bu 20 tonluk sessiz devrim, bize durmamız gerektiğini hatırlatıyor.
Durun ve bakın. O eller, bu binaları yükseltti. O gözler, bu yolları aşındırdı. Şimdi sıra bizde. Toprak vefalı çıktı, umarım biz de o toprağın izinden gitmeyi becerebiliriz.
Sonuçta hepimiz bir gün o 65 yaş sınırına dayandığımızda, kapımızın çalınmasını ve bize 'Seni unutmadık' denmesini bekleyeceğiz. Bugün dağıtılan o 20 ton, aslında gelecekteki kendimize gönderdiğimiz bir selamdır.
Lale Şahin
Üç romanı var, biri çevrildi. Hafta sonları Kapalıçarşı'nda gezer. Nostaljiye karşı ama geçmişi sever.