Uçağın Kapısı Açıldığında Kokan O Hesap
On altı ülkeden süzülüp gelen doksan suçlu ve adaletin o ağır, aksak ama inatçı yürüyüşü üzerine.
Uçağın tekerlekleri piste değdiğinde çıkan o geniz yakan yanık kauçuk kokusu, bazıları için vuslatın, bazıları içinse yolun sonunun habercisidir.
O kapı açılıp da merdivenlerin başında ilk polis yeleğini gördüğünüzde, dünyanın en lüks villasında geçirdiğiniz o sahte huzur saniyeler içinde buharlaşıp gider. Artık ne Dubai’nin altın tozlu rüzgarları ne de Avrupa’nın gri, korunaklı sokakları sizi kurtarabilir.
İçişleri Bakanlığı’nın son açıklaması, sadece bir sayısal veri değil, devasa bir operasyonel haritanın özeti: 16 ülke, 42’si kırmızı bültenle aranan toplam 90 kişi.
Bu insanlar, sınırları sadece pasaportla değil, suçun o karanlık pasıyla geçebileceklerini sanıyorlardı. Kaçmak bir maratondur, yakalanmak ise sadece bir saniye.
On altı farklı ülkeden, on altı farklı iklimden toplanıp getirilen bu 90 ismin her biri, aslında birer kibir anıtıydı. Adaletin pençesinden kurtulduklarını düşündükleri her gün, aslında o görünmez zincirin biraz daha gerildiğini fark etmediler.
Şimdi hepsi aynı gökyüzünün altında, ama parmaklıkların öte yanında. Kırmızı bülten, bir kağıt parçasından ibaret değildir; o, dünyanın neresine giderseniz gidin sırtınızda taşıdığınız bir hedef tahtasıdır.
Beni bu haberde asıl sarsan, o 90 kişinin uçaktan indiriliş anlarını hayal etmek oldu. O anlarda, o kalabalık grubun içinde sadece suçlular yoktu; her birinin bavulunda binlerce mağdurun ahı, yarım kalmış davaların dosyaları ve yıllardır adalet bekleyen annelerin gözyaşları vardı.
Bir anlığına, yıllar önce evladını bir çete hesaplaşmasında kaybeden o yaşlı kadını düşündüm. Televizyonun karşısında, titreyen elleriyle kumandayı tutarken bu haberi gördüğünde hissettiği o derin nefesi... İşte o nefes, tüm operasyonel başarılardan daha kıymetlidir.
Adalet, bazen ağır aksak yürür, bazen yorulur gibi yapar ama asla uyumaz. 16 ülkede kurulan o karmaşık ağların, tek bir kelepçe sesiyle nasıl dağıldığını görmek, toplumun vicdanındaki o derin yaraya sürülen merhemdir.
Suçun küreselleştiği bir çağda, takibin de sınır tanımaması bir tercih değil, zorunluluktur. Bu 90 kişi, sadece birer suçlu değil; aynı zamanda 'kaçarsam kurtulurum' diyenlerin önüne konulmuş birer ibret levhasıdır.
Şimdi sorgu odalarının o soğuk ışıkları altında, dışarıdaki o parıltılı hayatlar çok uzakta kalacak. Çünkü gerçek özgürlük, bir ülkeden diğerine kaçmak değil, başını yastığa koyduğunda vicdanınla göz göze gelebilmektir.
Uçaklar inmeye, kapılar açılmaya devam edecek. Ve o yanık kauçuk kokusu, adaletten kaçanlar için her zaman bir kabusun başlangıcı olarak kalacak.
Lale Şahin
Üç romanı var, biri çevrildi. Hafta sonları Kapalıçarşı'nda gezer. Nostaljiye karşı ama geçmişi sever.