Anayasa Duvarında Açılan Gedik: Ankara’nın 360 Hesaplı Geceleri
Kulislerde fısıldanan erken seçim senaryoları ve iktidarın 'son bir kez' için kurduğu o büyük matematik denklemi.
Anayasa’nın 101. maddesi bugünlerde Beştepe’nin koridorlarında aşılması imkansız bir beton duvar gibi duruyor olabilir ama Ankara’da hiçbir duvar, iktidar hırsının karşısında ebediyen yükselemez. Sözcü’nün manşetine taşıdığı o 'kritik plan', aslında başkentin puslu havasında aylardır pişirilen bir yemeğin sofraya servis edilmesinden başka bir şey değil. Mesele basit ama bir o kadar da çetrefilli: Erdoğan’ın bir kez daha aday olabilmesi için gereken o sihirli 360 sayısı.
Meclis’in erken seçim kararı alması, mevcut sistemde Cumhurbaşkanı’na üçüncü bir şans tanıyan yegane kapı. Ancak o kapının anahtarı iktidarın cebinde değil. AK Parti ve MHP’nin toplam sandalye sayısı, kilidi çevirmeye yetmiyor. İşte bu yüzden Ankara’da kulisler hiç olmadığı kadar hareketli, telefonlar hiç olmadığı kadar sıcak. Bir yanda 'normalleşme' adı altında uzatılan zeytin dalları, diğer yanda ise matematiksel bir kuşatmanın hazırlıkları var.
CHP lideri Özgür Özel, kartlarını açık oynuyor ve "Kasım 2025’e kadar gelirseniz varız, yoksa kapı duvar" diyor. Bu, aslında bir siyasi kumar. İktidar ise takvimi mümkün olduğunca ileriye, ekonominin biraz olsun nefes alacağı, baz etkisinin yüzleri güldüreceği o belirsiz tarihe çekmek istiyor. Onlar için 2027’nin baharı, yeniden doğuşun müjdecisi olabilir. Ama halkın takvimiyle siyasetin takvimi hiçbir zaman aynı hızla akmıyor.
Dün akşam üzeri, Meclis’in hemen arkasındaki o eski pastanelerden birinde oturdum. Yan masada, yıllarını bu koridorlarda tüketmiş, saçlarını kulis haberleri peşinde ağartmış eski bir bürokrat vardı. Göz göze geldik. Elindeki gazeteyi yavaşça katladı ve titreyen sesiyle, "Biliyor musun evlat," dedi, "Biz burada otuz yıl önce de aynı maddeleri, aynı koltuk hırslarını tartışıyorduk. İsimler değişiyor, hırslar baki kalıyor."
O an içimde bir şeylerin cız ettiğini hissettim; bir anlık gerçeklik, bir anlık yorgunluk. Biz burada 360 sandalyenin hesabını yaparken, dışarıda, o pastanenin önünden geçen insanların tek derdi evine götüreceği ekmeğin fiyatıydı. Siyasetin o soğuk, ruhsuz matematiği ile sokağın yakıcı gerçeği arasındaki uçurum hiç bu kadar derinleşmemişti. Bizim devasa anayasa tartışmalarımız, bir emeklinin ay sonu hesabının yanında ne kadar da küçük kalıyordu.
İktidar bloğu şimdi muhalefet partilerinin kapısını çalmaya, küçük partileri 'ülke bekası' sosuyla ikna etmeye hazırlanıyor. Belki bir iki transfer, belki birkaç 'ikna edici' vaat... Ankara’da pazarlıklar artık sadece ilkeler üzerinden değil, hayatta kalma içgüdüsü üzerinden yürütülüyor. Erdoğan’ın yeniden adaylığı, sadece bir partinin değil, koca bir sistemin devamlılığı meselesine dönüştürülmüş durumda.
Ancak unutulmamalı ki; matematik sadece sayılardan ibaret değildir. Siyasette iki kere iki her zaman dört etmez. Bazen o 360 el havaya kalkar ama sandıktan çıkan irade, tüm hesapları altüst eder. Ankara’nın kulisleri ne kadar hareketli olursa olsun, son sözü her zaman o sessiz ve derinden gelen halkın feraseti söyler. Şimdi herkes nefesini tutmuş, o kritik planın nasıl işleyeceğini izliyor. Ama asıl plan, mutfaktaki yangını söndüremeyenlerin, anayasa maddeleriyle kurduğu o kağıttan kulelerin ne zaman yıkılacağıdır.
Mert Yıldız
Londra'da para kazanmaktan sıkılıp İzmir'e döndü. Üç fincan kahve olmadan yazmaz.