Çalınan Sadece Sorular Değil, Bir Neslin Uykusuydu
Yedi gözaltı, binlerce kırık kalp ve bir türlü kapanmayan o liyakat yarası üzerine.
Bazı hırsızlıklar vardır ki, çalınan malı yerine koysanız bile maktulün ruhundaki o boşluğu asla dolduramazsınız. Bir evden televizyon çalınır, yenisi alınır; bir cüzdan kaybolur, içindeki para bir şekilde telafi edilir. Ama bir gencin dirsek çürüterek, uykusuz kalarak, ailesinin rızkından kesip gönderdiği dershane paralarıyla kurduğu o hayali çalarsanız, orada artık tamiri mümkün olmayan bir enkaz bırakırsınız.
Bugün Sözcü’nün manşetinde gördüğümüz o haber, sadece yedi kişinin gözaltına alınmasıyla ilgili teknik bir asayiş bülteni değil. FETÖ’nün sınav usulsüzlüklerine yönelik o operasyon, aslında yıllar önce işlenmiş bir toplumsal cinayetin olay yeri inceleme raporudur. Yedi kişi kelepçeleniyor ama o kelepçeler, hakkı yenen binlerce gencin hayal kırıklığını dindirmeye yetmiyor.
Sınav salonundaki o derin sessizliği bilirsiniz; sadece kağıt hışırtısı ve saat tıkırtısı duyulur. O sessizliğin içinde, birilerinin cebinde önceden hazırlanmış cevap anahtarlarıyla, sanki bir tiyatro oyunundaymışçasına kalem oynattığını bilmek... Bu, adaletin kalbine saplanmış en paslı hançerdir. Biz o çocukların alın terine inanmıştık; meğer birileri o teri, kirli bir pazarlığın mürekkebi yapmış.
Şimdi geriye dönüp bakıyorum. Kim bilir kaç yetenekli beyin, o sınavlarda "başarısız" damgası yediği için bugün ülkesine küskün? Kaç Anadolu çocuğu, "Ben neyi eksik yaptım?" diye kendini suçlarken, aslında tek eksiğinin o karanlık yapılara biat etmemek olduğunu bilmeden saçlarını ağarttı? Bu sadece bir sınav yolsuzluğu değil; bu, liyakatin idam fermanıydı.
Geçenlerde eski bir komşumla karşılaştım. Oğlu yıllar önce askeri okullara girmek için canını dişine takmıştı. Çocuk mülakatlarda elendiğinde dünyası başına yıkılmıştı. Babası, "Bizim çocuk yapamadı" diye boynu bükük gezerdi mahallede. Bugün o operasyon haberini okurken o babanın yüzündeki ifade geldi aklıma. Gözaltına alınanlar belki hapse girecek ama o babanın ve oğlunun yıllarca taşıdığı o "yetersizlik" hissini kim geri alacak?
Bir devleti ayakta tutan kolon adalettir. Eğer o kolonun içindeki demiri, birilerinin 'soru çalma' hırsıyla eritirseniz, bina eninde sonunda üzerinize çöker. FETÖ’nün bu ülkeye yaptığı en büyük kötülük, sadece darbe girişimi değildir. İnsanların birbirine olan güvenini, adalete olan inancını ve en önemlisi 'çalışırsam olur' umudunu yok etmesidir.
Yedi gözaltı... Belki yarın yetmiş yedi olacak. Operasyonlar sürecek, dosyalar açılacak, kirli çamaşırlar bir bir dökülecek. Ancak biz, o sınav salonlarında hakkı yenen çocukların ahını ne zaman ödeyeceğiz? Adalet sadece suçluyu cezalandırmak değildir; adalet, o hakkı yenen gencin elinden alınan geleceği ona bir şekilde iade edebilmektir.
Soruları çalanlar, sadece bir kağıt parçasını değil, bir ülkenin omurgasını çaldılar. Ve şimdi o omurga, her yeni gözaltı haberiyle biraz daha sızlıyor. Bizim görevimiz ise o sızıyı unutmamak ve bir daha hiçbir çocuğun hayalinin, bir cemaat abisinin ya da ablasının kirli parmakları arasında ezilmesine izin vermemektir.
Mert Yıldız
Londra'da para kazanmaktan sıkılıp İzmir'e döndü. Üç fincan kahve olmadan yazmaz.